Aşk Denizinde Her Gün
Yarın imtihan günü... Birkaç günlük çalışmanın neticesi bakalım nasıl olacak? Sen neler yapmaktasın, ne ile uğraşıyorsun? Okuyor musun, çalışıyor musun? Evlendin mi yoksa? Allah korusun!
Yangın yerine döner yüreğim
Bu kadar mı kördür gözlerin
Funda Arar'ın bu şarkısı halimi anlatıyor sanki, daha doğrusu benim değil, benden ayrı bir şahsiyet kazanmış kalbimin durumunu...
Yangın dedim, sana kadar kokusu geldi mi bilmiyorum ama, aklıma Beşir Ayvazoğlu'nun Şehir Fotoğrafları (Ötüken) kitabındaki İstanbul'un büyük yangınlarını konu alan yazısı "Ateş Denizinde Üç Gün" geldi. Sana birkaç cümle aktarayım mı?
"Âdeta her an tutuşmaya hazır çalıçırpı üzerinde oturan İstanbul, kısa aralıklarla çıkan yangınlarda bir baştan bir başa kül yığınına dönüşür ve sonra bu kül yığınından yepyeni bir İstanbul doğardı."
Daha birçok bilgiye burada tesadüf edebilirsin:
Bilinen ilk büyük Cibali yangınının 2 Eylül 1633'te bir kalafatçının ahmakça dikkatsizliği yüzünden çıktığını...
IV. Murad Hân'ın, eskilerin 'Büyük Fitne' dedikleri dönemi koyduğu ağır yasaklamalara bu yangını bahane ettiğini...
İkinci büyük yangının, atmış yıl sonra (1693)Cibali yakınında Karanlık Mescit mahallesinde ticaretle uğraşan Ahmed Efendi'nin evinde çıkıp iki bine yakın ev, dükkân, câmi, mescid, medrese, han ve hamamı silip süpürdüğünü...
17 Temmuz 1718'de gece yarısından sonra bir Yahudhâne'de başlayıp yirmi yedi saat devam ettiğini...
6 Temmuz 1756 yangının ise kırk sekiz saate yakın sürdüğünü, Vak'anüvis Vâsıf Efendi'nin, fetihten beri böyle bir yangının ne görülüp ne işitildiğini söylediğini ve Hammer'in sekiz bin kadar binanın kül yığınına dönüştüğünü anlattığını...
1782 ylının yangın yılı olduğunu ve halkın üç ayları oldukça hararetli geçirdiğini...
İstanbul halkının adeta cehennemi yeryüzünde yaşadığını... satırlar arasında okumak mümkün.
Ayrıca 1826'daki Bâbıalî yangınında, ki "Büyük Hocapaşa Yangını" diye bilinmektedir, en büyük ebrû üstadlarımızdan Ayasofya Camii hatibi Hatip Mehmed Efendi'nin, yanmakta olan ebrûlarını kurtarmak için canı pahasına alevlerin içine daldığını ve o vahşî ateş çemberi arasında gözden kaybolduğunu, kelâm-ı sarîh ile söylemek gerekirse sanatını canına tercih ettiğini günümüzün en büyük gelenekçi ebrucularından Alparslan Babaoğlu'nun bir video çekiminden dinlemiştim.
Ben her an yanıyorum, kimsenin aldırış ettiği yok. "Aşk Denizinde Her Gün" başlıklı bir yazı yazılması gerek. Ne yazısı? Cilt cilt, raf raf kitaplar... Kim yazacak ki? Hem yazılsa ne olur ki? Yaşanmadıktan sonra?