Blog Kardeşliği

Bir Teşekkür...

Sadece ve sadece yüreğimin sesini dinlediğim ve bunu sizlere aktarmaya çalıştığım naciz blogumu teşrif ettiğiniz için teşekkürlerimi arzetmeyi üzerime bir vazife bilirim. Var olun!

31.5.06

Bekleyiş

Bir kafede oturmuş seni bekliyorum,
Biliyorum ki yine gelmeyeceksin, fakat,
Yüreğimde yeşeren umudu besliyorum;
Soldurma umudumu, gel de canıma can kat!

Ezik Çilek

22.5.06

Ebru

Suya hâkim olmaktır Ebrû, resim çizmektir;
Renkleri âhenk ile rûy-i âba dizmektir.

Yoğurmaktır teknede koskoca bir cihanı,
Tefekkürle bilmektir sırr-ı ilm-i nihânı;
Lahor’un, kırmızının, sarının derci ile,
Elvanın kağıtlara hem hercümerci ile.
Bülbülyuvası, hatip, gel-git, taraklı ve şal,
Hepsinin temelidir intizamlı bir battal.
Yedi çiçek yeşerip teknede saçar neşe;
Gelincikle karanfil, papatyayla menekşe,
Vahdetin habercisi lale, hercaî sümbül,
Resûlullah’ın teri sultan-ı nebatat gül.
"Biz" ile şekillenir bu demet demet çiçekler,
Havada uçan tozlar çiçeği delecekler.
Rutubet ve hararet tesir eder ebrûya,
Bu tesirlere göre boyalar düşer suya.
Tat almazlarsa renkler bulunduğu ortamdan,
Tat vermezler insana çıktığında tekneden.
İzler taşımaktadır ebrucunun ruhundan,
İradesinin cüz’i irade oluşundan.
Boyaları nereye atmasını bilir de
Düştüğü yeri bilir yalnız küllî irade.
Süslenir ebru ile ciltler, kağıtlar, hatlar;
Bizden önce “kıymetli varaktır!” demiş zatlar.
Teknelerden bir ebru bir defa çıkmaktadır,
Bir benzeri bir daha yapılamamaktadır.
Toprak boyalar ile sağlanır geleneksel,
Sağa sola sapanı götürür bir modern sel.
Bir kıvılcımdır, yakar ona diyeni "Eski!"
Ateş ile barut hiç yan yana gelemez ki!
Hem âlem-i suğrânın bilinmez dünyasıdır,
Hem âlem-i kübrânın bulunmaz deryâsıdır.
Usta-çırak olmakla öğrenilir bu sanat,
Fayda vermez ukbada edinene zenaat.
Ebru kolay gözükür fakat öyle değildir;
Büyük sabır, çok emek ve azim gerektirir.
Yoğurmaktır teknede koskoca bir cihanı;
Tefekkürle bilmektir sırr-ı ilm-i nihânı.

Suya hâkim olmaktır Ebrû, resim çizmektir;
Renkleri âhenk ile rûy-i âba dizmektir.

Ezik Çilek

20.5.06

Unuttun Mu

Yedi sene oldu görüşmeyeli,
Unuttun mu yoksa geçen zamanla?
Yüzüm hayaline bilmem gelir mi,
Unuttun mu yoksa geçen zamanla?

Senin değerini bilememişim,
Bunca sene geçti, silememişim.
Firkatinden beri gülememişim,
Unuttun mu yoksa geçen zamanla?

Nice güller soldu, sen de mi soldun?
Yoksa ölmemeye iksir mi buldun?
Benden başka bülbüle mi tutuldun,
Unuttun mu yoksa geçen zamanla?

Korkut'um, ayrılık gönlünü yakar,
Elbette halini bir soran çıkar.
Senin de barkını birisi yıkar,
Unutursan eğer geçen zamanla!

Ezik Çilek

Can Yitti Can Üstüne

İnce ince yağarken rahmet arzın üstüne,
Gönlüm bir gül dalına konmuş bir şeydâ bülbül.
Yağmur can verdikçe hem güle hem dikene,
Yârine kavuşurken cânın yitirdi gönül.

Kırmızı, mavi, sarı, pembe, alaca ve mor
Gönlün can damlasıyla elvana büründü gül.
Ve dindi yağmur, geçti mevsim, gülüm soluyor;
Kalmadı çünkü yerde can verecek bir bülbül.

Ezik Çilek

Bir Ses Duydum

Bir ses duydum… Ve hayatım değişti,
Aylarca kendimi bilmez dolaştım.
Babam: “Tıka kulağını!” demişti,
Tıkadım, ben artık duymayan baştım.

Ama, hayır, hiç çıkmadı zihnimden,
O yankılı, o heybetli, o tiz ses
Ayrılmadı asla gönül inimden,
Kökleşti, devleşti hep nefes nefes.

Anladım ki yüreğimden geliyor,
Küt küt arttırıyor kalbi o tını.
Bir bilge dedi ki: “Dostum, işin zor,
Yıllar evvel aşk koydular adını.”

Dedim: “Aşk bu kadar acılı madem,
Neden devasını bulamadılar?
Bu kadar kudretli, sancılı madem,
Doktorlar bir çare olamadılar?”

Daha soracaktım bilge kişiye,
Susturdu ve dedi: “Aşk her insanda…
Bir derman bulunur bir gün elbette,
Ölüme bir iksir bulunduğunda…

Bir ses duydum… Ve hayatım değişti!

Ezik Çilek

Ey Kul

Nefsine uyup da peşinden gitme,
Dünyayı yalanla dolanla gütme,
Kendini nefsinin kölesi etme,
Aç elini yalvar Allah’a ey kul!

Karşına çıkacak kibrin, hasedin,
Kabre konduğunda naçiz cesedin…
Vakit varken, sen, bir kâmil mürşidin,
Kalbinde ol. Yol var Allah’a ey kul!

Bu dünya fanidir, gelip geçecek,
Kişi ne ekerse onu biçecek,
Ecel şerbetini er-geç içecek,
Af dileyip yakar Allah’a ey kul!

Ezik Çilek

19.5.06

Aşktan Evvel Aşktan Sonra

Seni görmeden evvel gündüzleri severdim
Annem babam için ben sönmeyecek umuttum
Seni gördüm, değiştim, hayatı salıverdim,
Her gece ağlamaktan ben gülmeyi unuttum.

Silindi hep hatırdan ne varsa senden başka
Hür bıraktım kalbimi gitti esirin oldu
Hükmü kalmadı aklın, zira kalp daldı aşka
Boğulmasında yalnız senin tesirin oldu.

Ezik Çilek

Teselli

Çok bir şey istemem senden ben gülüm,
Bir sıcak gülücük versen de olur.
Bilirim ki kalbin mühürlü, amma,
Beni zincirine vursan da olur.

Ela gözlerini unutamadım,
Başımı dizinde uyutamadım,
Gönlümü hicranla avutamadım,
Avucuna alıp yarsan da olur.

İndirdim aklımın şartellerini,
Cebimde taşırım saç tellerini,
Hayalde de olsa o ellerini
Şu boş ellerime sersen de olur.

Ezik Çilek

17.5.06

Sen ve Ben

Sen, deniz gözlerinde boğmaktayken gönlümü,
Ben, yanmaktaydım kömür saçlarına vurulup.
Sen, buğulu sesinle çağırmaktayken ölümü,
Ben, uçmaktaydım ılık nefesinle savrulup.

Sen, güneşi başına tâç edip ışıldarken,
Ben, ayı tutuyordum gece bitmesin diye.
Sen, bulutlarda gezip, ceylan gibi koşarken,
Ben, avcıya kalbimi veriyordum hediye.

Sen, benden habersizce bir gence aşık oldun,
Ben, senden başkasına gözlerimi kör ettim.
Sen, o gençle beraber madem sevgiyi buldun,
Ben, sana tutkun diye yüreğimi körelttim.

Ezik Çilek

Yâr

Sensiz geceler bende bırakmış yaralar yâr!
Sessiz geceler kalbi derinden yaralar yâr!

Kalp hüznüne bir çâre arar, âlemi gezer,
Ermek için, âh, geçti denizler, karalar yâr!

Avucuna bıraktım ölmesin diye yürek,
Güldüreceksen, neden giydirdin karalar yâr!

Mahremime uzatır elini gâfil kişi,
Fayda etmez altınlar, gümüşler, paralar yâr!

Yalnız seni sevmekle huzur buldu bu gönül,
Bir başkası hor görür, alıp paralar yâr!

Sensiz geceler bende bırakmış yaralar yâr!
Sessiz geceler kalbi derinden yaralar yâr!

Ezik Çilek

13.5.06

Haberin Var Mı?

Ne çöllere düştüm seni ararken,
Ne dağlar devirdim, haberin var mı?
Hasretinle feleklerde yanarken
Feleği çevirdim, haberin var mı?

Teselli aramam sıcak koynunda
Verdiğin ezâda vebâl boynunda…
Et parçası kalbi aşk kazanında
Ben neden pişirdim, haberin var mı?

Nice harp çıkardım onca asırda,
Nice canı telef ettim bozkırda.
Kimse tutamazken beni kahırda
Bir sana esirdim, haberin var mı?

Ağlamam, inlemem, hıçkırmam asla,
İstersen gönlüme volkanlar yasla!
Zehirler tadarken bir altın tasla,
İçtiğin iksirdim, haberin var mı?

Ezik Çilek

Hayalin Yeter

Masamın üstünde duran resmine
Bakıp bakıp ağlıyorum çâresiz.
Resminde canlanan o hayaline
Ümit bağlıyorum; hakikat âciz…

Gelmesen de olur yanıma benim,
Tutmasa da ellerimi o eller.
Ben ölene kadar yalnız seninim,
Sen benimsin, bana hayâlin yeter.

Ezik Çilek

Söylesen

Yeşeren ağaçla, doğan toprakla
Daha kaç kez doğacağım, söylesen,
Güneş sevdalısı renk renk yaprakla
Karanlığı boğacağım, söylesen…

Halk edilmiş insan kanla, çamurla;
İflah olmaz nefis kirli hamurla.
Rahmet diye arza inen yağmurla
Daha kaç kez yağacağım söylesen…

Ezik Çilek

6.5.06

Unomastica Alla Turca

RamÇet'ten aldığım {Unomastica Alla Turca}'yı okuyorum. Kitabın yazarı Sahib-i Kitab-ı Duvduvânî Hakan Erdem. Kanat Yayınlarından çıkmış. Tarihî roman türünde fakat gerçekte tarihle doğrudan ilgisi yok. "Hazarların ve Tengerelilerin Yazılmamış Tarihi" alt başlığında okuyucularının beğenisine sundulan bu mizah şaheseri, dün akşam saatlerinde eve dönmek için bindiğim açık yeşil kafalı minibüste "deli mi ne?", "insan kendi kendine güler mi?" gibi ifadelerle yüklü bakışların
üzerimde toplanmasına sebep oldu. Ben hiçbir şeye aldırmadan okumamama ve dolayısıyla sırıtmama devam ettim ancak şu bir gerçek ki okuduğum satırları evde okusaydım kahkahalarımı tutamazdım. Öylesine komik.
Ara ara, kitabı sahibine iade etmezden evvel, güldüğüm ve güleceğini tahmin ettiğim pasajları buraya yazacağım.
Hakan Erdem'in ülkemin yitik değerlerinden biri olduğunu farketmem Kitab-ı Duvduvânî ile olmuştu ama bu sefer bir başka şeyi daha keşfettim: Duru Türkçe'nin zannettiğim gibi takır tukurluğunun kulağı tırmalayacağı düşüncemin tamamen yanlış olması. Elbette ileri giden bazı aşırı uydurmacılar gibi otobüse "çok oturgaçlı götürgeç" demek safdilliğine ve hamakatine düşmeden cümle aralarına göze batmayacak şekilde serpmek gerektiğini düşünmeye başladım. Önceleri biraz daha katı idim dil hususunda, bilirsin. Şimdi fikrimi değiştirdim kısmen. Bunu döneklik olarak algılamıyorum, meşhur bir söz vardı, duydun mu hiç daha önce, "Elbette fikirlerimi değiştireceğim, çünkü ben fikirlerimin kölesi değil, fikirlerimin efendisiyim."

5.5.06

Sarhoşum, Sarhoş

Daldım sevda havuzuna,
Sarhoşum, sarhoşum, sarhoş.
İçtim aşktan kana kana.
Sarhoşum, sarhoşum, sarhoş.

İster derman ister zehir,
Gözü kapalı içilir.
Dolaştırır şehir şehir
Sarhoşum, sarhoşum, sarhoş.

Zamanları şaşırdım ben,
Her an seni anarken.
Neler çektim, bu felekten;
Sarhoşum, sarhoşum, sarhoş.

Ne Mecnun'um ne Ferhat'ım,
Gelmedi şeb-i vuslatım.
Kafes oldu, âh, hayatım,
Sarhoşum, sarhoşum, sarhoş.

Korkut'um, elbet ahvâlin
Acıtır kalbini yârin!
Duyulsun âlemde gür sesin:
"Sarhoşum, sarhoşum, sarhoş!"

Ezik Çilek

2.5.06

Ahmet Geldi Askerden

Dün Ahmet geldi askerden.
Gerçi bir ay olmuş tezkeresini alalı;
Bir yakını öldüğünden
-Allah rahmet eylesin!-
Memlekete gitmiş.

Kemal aradı bir iki gün önce,
-O da askerde-
Hafta sonu izne gelecekmiş dağıtımdan dolayı
"Karşılayın beni!" dedi, "Cumartesi"
"Haber ver Faruk'a, Ramazan'a, Fatih'e,
Turgut'a, Salih'e!"
"Peki" dedim.

Nadir de nizamiyede,
Yazıcı..
Yarısı gitti, kaldı yarısı.
Çabuk gelse de bir tavla atsak,
Göstersem ona Venüs'ü, Mars'ı...

Ordu bizim, bizim canımız,
Orda çünkü tüm cânlarımız...

1.5.06

Zülfiyâr

Kurt kapanı mı kurdun zülfüne be vefasız;
Kaç aşığın yüreği saçlarına takıldı?
Bir günüm olmadı ki gamsız, dertsiz, cefasız;
Perî-şân hâllerin beni perişan kıldı.

Görebilseydim bahar kokan saçlarını ben,
Küçük bir çocuk gibi, utanmasam, ağlardım.
Ah bir görseydim bahar kokan saçlarını ben;
Ondan sonra istersen gözlerimi dağlardım.

Ezik Çilek

Ele Verdin Mi?

Telli turnam kanadını kırmışlar,
Acımadan yüreğini yarmışlar,
Haber aldım zehir ile sarmışlar;
Söyle bana ele verdin mi sevdâmı?

Türlü eziyetle candan bezmişsin,
Zaman zaman cehennemde gezmişsin.
Seni bırakmazlar bunu sezmişsin.
Kurtulmuşsun... Ele verdin mi sevdâmı?

Haydi beni götür tekrâr yârime
Koymadan kimseyi benim yerime,
Kurbanın olayım.. Hasret, derime
İşledi bak, ele verdin mi sevdâ mı?

Yel ile konuşur, sohbet edersin;
Gül ile koklaşır, yanmak istersin.
Sel ile taşarsın; “Ene’l- Hak” dersin;
Coştun yine, ele verdin mi sevdâmı?

Şirâzem dağıldı sevdâlanınca,
Endâzem kayboldu onu görünce.
Aşk cehennemine bir kez girince,
Dönemedim.. Ele verdin mi sevdâmı?

Yalnızlığı tâlîm ettim yıllarca,
Derdime bir derman bulmadı hoca..
Ben “Âmîn” yerine “Aman” deyince
Sövdü bana.. Ele verdin mi sevdâmı?

Ezik Çilek