Geleneksel sanatın insan zihninde ilk çağrıştırdığı şeyler; meşakkat, İslam, kültürdür. Sebebine gelince; eski(mez) manada sanat, kişinin nice zorluklara göğüs gerip İslamî unsurlar ile yoğrulmuş bir kültürün ananevî olarak orijinal üslûp ve ifadesini bulmasıdır.
Geleneksel Türk-İslam sanatının insan ruhuna kazandırmış olduğu en mühim şey, dinginlik, sükûnet, huzur ve ferahatın yanında aklın gönüle tabi olmasını sağlamasıdır. Tezyin ile uğraşan bir kişi, selim bir kalbe ve salim bir fikre sahip olur ki dünyâyı anlamlandırma ve değerlendirmede bu iki kuvveti arkasına alarak evrensele ulaşma çabasında muvaffak olur. Tasvîrin hususî mahiyeti karşısında umuma kucak açan geleneksel sanat, İslamî yaşama metodunun temel prensiplerini bünyesinde barındırdığından, inancın bütün bir hayat tarzını şekillendirmesinde de yardımcı olur.
Hat, tezhib, ebrû, minyatür, oymacılık, vb. uygulamaların tabiatında var olan sabır, tevekkül ve azim, yaşamı tamamıyla sarmalayan bir stil olarak karşımıza çıkar. Mürekkepli kamışın aharlı kağıt üzerindeki cızırtılı dansı, rengarenk boyaların kitreyle yumuşatılmış sudaki raksı Hâlık’ın küllî iradesi ile kulun irade-i cüz’iyyesinin âhengini gözler önüne seren bir ibret hâdisesidir. Bu âhenk, hakiki manada tefekkür edildiği taktirde, samimî gönüllerin sarih bir biçimde rahatlamasına bihakkın vesiledir. Rahatlayış, sadece o âna mahsus değil, belki de ömür boyu sürecek bir zaman dilimini kapsayacak keyfiyettedir.
O hâlde sanatçının, hilkatin gayesini anlamasında, kader ve kazanın hudutlarını kavramasında bir mani kalmamıştır. Aksine sanat, böylece, kişiyi günlük meşgalelerden, sıkıntılar yumağından ve en önemlisi sıradanlığın alev çemberinden kurtarır, hayatının zehrolmaması için “inşirah” iklimine doğru yelken açmasını temin eder. Ruh coğrafyasını alt üst ederek karış karış fetheden bir anlayışla, kalbi, mutmain mertebesine oturtur.
Geleneksel sanatın âdemoğluna vermiş olduğu faydaların listesi elbette uzayıp gider. Sadece kendisine zaman ayrılmasıyla yetinip, eşsiz güzellikteki bir dünyanın kapılarını aralayan bu uğraş, bu ifade biçimi, şimdiyse “Gönüllü Kültür İşçileri” denilebilecek bir avuç insanın omuzlarına binen bu büyük yük, kendisini sahiplenecek, kendisiyle ruhuna sahip olacak kişileri bekliyor, hem de hararetle…
Ezik Çilek