Blog Kardeşliği

Bir Teşekkür...

Sadece ve sadece yüreğimin sesini dinlediğim ve bunu sizlere aktarmaya çalıştığım naciz blogumu teşrif ettiğiniz için teşekkürlerimi arzetmeyi üzerime bir vazife bilirim. Var olun!

30.8.06

Sana Ne

Yazdığın mektupları okuyorum tekrardan,
Gözyaşımla birlikte gözümden siliyorum.
Onca satır içinde sarfettiğin laflardan
Tek "Sevmiyorum" sözün gerçekti, biliyorum..

Seven benim, yok yere acı çeken yine ben,
Benim için üzülme diyorsun, sana ne ki?
Geceye sığınırım seni hayal etmekten,
Ses etmezken sana ne yıldızların bir teki?


Ezik Çilek

Selam Gönderiyorum Ak Bulutlardan

Ak bulutları benden bir selam yollar gibi.
Sana gönderiyorum hep gülsün diye yüzün,
Girmesin aramıza yıllar da yollar gibi.
Hasretimiz artmasın birbirimize gün gün,

Nasıl ki uçamazsa kanadı kırık bir kuş,
Buralarda öylesi kaldım uçmaya hasret.
Mecnun dahi feleğe böyle sesleniyormuş:
"Ne ben sana söveyim, ne sen bana aşkı zehret!"

Sazlıkta batan güneş dönüşürken şarâba
Sarhoş oldum bir yaprak hışırtısıyla, niye?
Seni kıskanır diye düşman oldum mehtâba,
Ummanı bir yudumda içtim, dalgasız diye.

Sana gönderiyorum hep gülsün diye yüzün,
Ak bulutları benden bir selam yollar gibi.
Hasretimiz artmasın birbirimize gün gün,
Girmesin aramıza yıllar da yollar gibi.


Ezik Çilek

Kül tablasında ruhu örselenmiş izmarit
Gibiyim…
Yanıyorum…
Söndürme sakın beni!
Ateşim ol,
Yak beni hasretinle!
O vakit
Saadete kavuşur gönlüm anarak seni…

Yazık

I. Merhamet
Vuslat bekler beyhûde yere, gönüle yazık,
Senin gibi bir gülü gören bülbüle yazık…

Bahar gelir, canlanır tabiat aşkın ile,
Hasedinden çatlayıp açmayan güle yazık.

Geceler yoldaşımdır, hayâlin tek tesellim,
İçinde olmadığın kuru hayâle yazık.

Ferhat’ın kazmasını vurmadığı dağlara,
Mecnun’un basmadığı kıpkızıl çöle yazık…

Yazık aşktan habersiz yaşayan nefislere,
Adını zikretmeden konuşan dile yazık.

***

II. Sitem
Sular çağlar sana kavuşmak arzusuyla,
Sana ulaşamadan dinen o sele yazık.

Bütün zerreler senin etrafında dönerken,
Saçının arasında gezinmez yele yazık.

Can kafeste hapsolmuş, varamaz yar yanına,
Azat etmeyip, halden anlamaz tele yazık.

Hor görme sevdamı ki cihanı tutar gökte,
Lakin bir dem elini tutmayan ele yazık.

Zaman zulüm edermiş sevdalı yüreklere,
Bir asır gibi geçmek bilmeyen yıla yazık.

Ezik Çilek

18.8.06

Yetiş Ey Âfitâb!

Âfitâb’ım, sebeb-i saadet’im, narin gülüm…
Gönlümdeki hicran yarası günbegün depreşiyor. Çaresi malum olsa da ifası zor... Mesafeler hiç bu kadar uzamamıştı hayatımda. Sekiz saat ile sekiz ayın arasında sıkıştım kaldım. Birader’im, “Leyla ve Mecnun” kitabını almış, Hüsey’in Bayçöl’ün… İskender Pala’nınkini almasını temenni ederdim, okumasını tavsiye ettim de… Fakat iki dakika karşımda dursa, Mecnun’un neler çektiğini hâlimden anlayabilir, anlamak ne kelime bizatihi şahit olabilirdi… Heyhât, derunumda saklamak zorunda kaldığım his fırtınasını burnumdan bir nefesle kaçıracak olsam –maazallah- ortada ne dünya kalacak sanki, ne eflâk… Kıyamet saatinde de öyle değil mi zaten, sıcak bir nefesle ruhu teslim ve geride kalanlara büyük bir azap… İçimde her gün kıyametler kopuyor benim, ölüp ölüp diriliyorum. “Cüz’ü Lâ Yetecezzâ”m (parçalanmayan atomum) kalbimin en ücra köşesinden bütün bir vücuda yön ve talimat veren süveyda’m…
Ağustos sıcağının kavurduğu bedenler, güneşe lanet okuyorlar… Halbuki güneş bir ayna sadece, kalbimin sıcaklığını yansıtmaktan bile âciz bir su kütlesi... Aşkım hem var oluş hem yok oluş nedenim. Hasretimin kaynağı ve hasretime kaynak… Kuraklıkta can çekişen bostan sebzeleri gibi semaya dikilmiş, hararetimi söndürecek bir rahmete muhtacım: Vuslat…
Ârızın yâdiyle nem-nâk olsa müjgânum n’ola
Zâyi olmaz gül temennâsiyle virmek hâre su [Fuzuli]

Şair en azından kendi göz yaşıyla ıslanabiliyor. Ben ondan da acizim, yanık bir kor gibi bütün nemimi dışarı atmışım, tek bir damla yaş ile bahtiyar olacak kadar yokluktayım.
Yetiş!..

Ezik Çilek

11.8.06

Sıkıntı

Koyu bir keder sarar etrafımı çoğu kez,
Ümitlerim kırılır, hayâllerim yıkılır.
Elim kaleme gider, kalem kâğıda gitmez.
İşte böyle anlarda canım çok... çok sıkılır.

Sesini duysam... neşem yerine gelir elbet,
İçim ferahlar, kalbim coşar birden sesinle.
Sesini duysam... gayri üzülmem ilelebet
Önümüzde sürecek ömür varken seninle.

Ezik Çilek

10.8.06

Geleneksel Sanat

Geleneksel sanatın insan zihninde ilk çağrıştırdığı şeyler; meşakkat, İslam, kültürdür. Sebebine gelince; eski(mez) manada sanat, kişinin nice zorluklara göğüs gerip İslamî unsurlar ile yoğrulmuş bir kültürün ananevî olarak orijinal üslûp ve ifadesini bulmasıdır.
Geleneksel Türk-İslam sanatının insan ruhuna kazandırmış olduğu en mühim şey, dinginlik, sükûnet, huzur ve ferahatın yanında aklın gönüle tabi olmasını sağlamasıdır. Tezyin ile uğraşan bir kişi, selim bir kalbe ve salim bir fikre sahip olur ki dünyâyı anlamlandırma ve değerlendirmede bu iki kuvveti arkasına alarak evrensele ulaşma çabasında muvaffak olur. Tasvîrin hususî mahiyeti karşısında umuma kucak açan geleneksel sanat, İslamî yaşama metodunun temel prensiplerini bünyesinde barındırdığından, inancın bütün bir hayat tarzını şekillendirmesinde de yardımcı olur.
Hat, tezhib, ebrû, minyatür, oymacılık, vb. uygulamaların tabiatında var olan sabır, tevekkül ve azim, yaşamı tamamıyla sarmalayan bir stil olarak karşımıza çıkar. Mürekkepli kamışın aharlı kağıt üzerindeki cızırtılı dansı, rengarenk boyaların kitreyle yumuşatılmış sudaki raksı Hâlık’ın küllî iradesi ile kulun irade-i cüz’iyyesinin âhengini gözler önüne seren bir ibret hâdisesidir. Bu âhenk, hakiki manada tefekkür edildiği taktirde, samimî gönüllerin sarih bir biçimde rahatlamasına bihakkın vesiledir. Rahatlayış, sadece o âna mahsus değil, belki de ömür boyu sürecek bir zaman dilimini kapsayacak keyfiyettedir.
O hâlde sanatçının, hilkatin gayesini anlamasında, kader ve kazanın hudutlarını kavramasında bir mani kalmamıştır. Aksine sanat, böylece, kişiyi günlük meşgalelerden, sıkıntılar yumağından ve en önemlisi sıradanlığın alev çemberinden kurtarır, hayatının zehrolmaması için “inşirah” iklimine doğru yelken açmasını temin eder. Ruh coğrafyasını alt üst ederek karış karış fetheden bir anlayışla, kalbi, mutmain mertebesine oturtur.
Geleneksel sanatın âdemoğluna vermiş olduğu faydaların listesi elbette uzayıp gider. Sadece kendisine zaman ayrılmasıyla yetinip, eşsiz güzellikteki bir dünyanın kapılarını aralayan bu uğraş, bu ifade biçimi, şimdiyse “Gönüllü Kültür İşçileri” denilebilecek bir avuç insanın omuzlarına binen bu büyük yük, kendisini sahiplenecek, kendisiyle ruhuna sahip olacak kişileri bekliyor, hem de hararetle…

Ezik Çilek

5.8.06

Çıktın mı Asumana

Boş hayaller peşinden koştun da yorulmadın,
Bir vefasıza verdin ömrünü, neden gönül?
Sen yürürken sessizce sevdada mıydı aklın?
Kapıldın rüzgarına daha görmeden gönül.

Sen görmesen de, işte, yolun sonu çıkmazda...
Her gözü açık olan menzile varamaz da
Miraca çıkılırmış bir aşkta, bir namazda.
Çıktın mı asumana uçup yerlerden gönül?

Ezik Çilek

İsterdim Ki

İsterdim ki bir tanem yanımda ol daima,
İsterdim ki ellerin hep ellerimde olsun.
İsterdim ki ayrılık girmesin aramıza,
İsterdim ki mutluluk her yerde seni bulsun.

İsterdim ki bir ömrü beraber yaşayalım,
Vereyim yüreğimden derlediğim gülleri.
İsterdim ki cihnı baştan başa gezelim,
Harcayalım yılları, beraberce, günleri...

Bir çocuğumuz olsun isterdim sana benzer,
Güldüğünde gül açsıın pembe yanaklarında.
Senin gibi konuşur, sen gibi kalkar, gezer,
Cennet kokusu olsun isterdim kokusunda.

Ezik Çilek