Blog Kardeşliği

Bir Teşekkür...

Sadece ve sadece yüreğimin sesini dinlediğim ve bunu sizlere aktarmaya çalıştığım naciz blogumu teşrif ettiğiniz için teşekkürlerimi arzetmeyi üzerime bir vazife bilirim. Var olun!

30.9.06

Üç Şey

Cihanda üç şey var çare bulunmaz,
Başa geldiğinde saç baş yolunmaz,
Dermanı kimdedir -varsa- bilinmez,
Biri hasret, biri gurbet, biri aşk...

Mecnûn'un Leylâ'sı gönlümü deşti,
Kerem'in sevdâsı gönlümde pişti.
Semadan avcuma üç elma düştü:
Biri hasret, biri gurbet, biri aşk...

Yavus Selim gibi bir yiğit bile
Zebûn oldu âhû gözlü güzele.
Mevlâm üç nimeti vermiş ezele.
Biri hasret, biri gurbet, biri aşk...

Ey gönül, bilirim aşıksın sen de,
Firkat var sonunda istemesen de.
Sevdânın esrârı saklı sînende,
Biri hasret, biri gurbet, biri aşk...

Ezik Çilek

22.9.06

Affeder Misin?

Elimde olmadan üzdüysem seni ,
Canıma kıyarsam affeder misin?
Sevdaya tutulmuş deli gönlümü
Saçlarına sarsam affeder misin?

Üzülürsen yanarım ben çöl gibi,
Yüreğimi paralarım pul gibi.
Tevbe eden bir günahkar kul gibi
Yalvarsam, yakarsam affeder misin?

Akılsız başımı taşlara vurup
Bir gece gelirsem kapına durup
Ömür boyu eşiğinde oturup
Mecnunca ağlasam affeder misin?

Bu dünya hakirdir, bu dünya nâdân,
Senin olmadığın yer bana zindan;
Bîçâre döktüğüm gözyaşlarımdan
Bir dünya kurarsam affeder misin?

Saadetim yüzündeki bendedir;
Can sendeki bende bendir, bendedir.
Dert bende, gam bende, hasret bendedir,
Bir medet umarsam affeder misin?

Bülbül gibi sevdim pembe gülümü
Unuttum o vakit ilk kez ölümü.
Mansur gibi yanıp varlık külümü
Rüzgarlara karsam affeder misin?

Ezik Çilek

14.9.06

Boyacı Çocuklar

Yeşil bir parkın ortasında tahta bir bank:
Yan yana oturmuş iki yumurcak;
İkisinin de yüzü siyah boyalı,
İkisinin de gözlerinde solgun bir ışık,
İkisinin de yüzü güleç ama gözleri dumanlı,
İkisinin de aklı sanki biraz karışık.

Ayaklarının dibinde duran birer yağlı sandık;
Ekmek tekneleri,
Ciğer-pareleri,
Kendileri...

Yüreklerinde bir ince sızı;
Yaşam kaygısı, ekmek kavgası
Ve aslanın ağzı...

Ne oyun bilirler
-Sandıklarını dümbelek yapmaktan başka-
Ne de tekerleme
-“Boyayalım, boyayalım” haricinde-

Yaşanmamış bir çocukluk
Ve Minik avuçlarına sunulan
Üç kuruşluk mutluluk…

Ezik Çilek

11.9.06

Ay Yüzünden...

Sen…
Aklımı başımdan alan fettan bakışlı,
Ay yüzlüm… Sen!
Derlemiş toplamışsın ne varsa güzellikte,
Ellerinden
Ta ayaklarına...

Tependen
En uç noktana kadar
Derya gibi nur akar
Ay yüzlüm,
Ay yüzünden
Senin…

Ezik Çilek

9.9.06

Gelirim

Sevdiğim kalbimde sana hasret var,
Kor gibi tutuşup yakar da yakar.
Araya girmişse yollar ne çıkar?
Yağmur olur, bulut olur gelirim.

Üzülme ne olur yârim katiyen,
Geçer bu ayrılık sabreder isen.
Hani sen olur da hüzünlenirsen
Yüreğine umut olur gelirim.

Kim demiş sahralar aşılmaz diye,
Dağlar delinmezmiş, kim demiş, niye?
Daha soğumamış taze ölüye
Gerekirse tabut olur gelirim.

Seherde horozlar uyandırırken,
Daha güneş kendin’ belli etmeden,
Ufuklara endam, çizgilere en,
Noktalara boyut olur gelirim.

Ezik Çilek

5.9.06

Falda Ayrılık Çıktı

Gazetelere baktım bugün, canım sıkıldı;
Savaş, ölüm, ihanet, intihar, yolsuzluklar...
"Kadıköy'de şairin tarih evi yıkıldı!"
Bunları insan değil, sanırsın şeytan yapar.

İnsan, insanın kurdu, elma gibi çürütür.
Üzüm üzüme baka baka kararır zaten.
"Ne olacak dünyanın hâli?" diye düşünür,
Bir çıkar yol bulamam da üzülürüm bazen.

Halbuki düşünecek o kadar çok şey var ki...
Bana ne savaşlardan, bana ne ölümlerden?
"Acaba gülüm benden uzakta ne yapar ki?
Bir vakit olsun seni edemem düşünmeden.

Yanımdaki masanın üzerinde duran bir
Gazetede magazin sayfaları açıktı.
Fallara kaydı gözüm: -ikimizin burcu bir-
Sevdiğim falımızda bugün ayrılık çıktı.

Fallara inanmam da canım sıkıldı yine,
Bugün hiç iyi haber duyamayacak mıyım?
Bugün her günden daha muhtacım teselline,
Bir çift tatlı sözünü ne zaman duyacağım?

Ezik Çilek

4.9.06

Yağmur

Sel gibi boşanan yağmur,
-Göğün billur gözyaşları-
Bazen cama tıklar durur,
Davet için dışarı.

Gökteki bulutlara denk
Açılır siyah kubbeler;
Açılır her yerde tek tek
Göğe karşı şemsiyeler.

Böcekler bile saklanmış
Buldukları bir köşeye.
Hepsinin aklında kaçış
Eşeleye eşeleye...

Yaprakların üzerinde
Boncuk boncuk çiğler kalmış.
Yağmur tek yaprağa değil,
Çiçeklere de ağlamış.

Yağmur! Süzülüp içine
Yerin çatlak dudağından,
Çok selamlar getirirdin
Güneş, ay ve yıldızlardan.

Yağmurdan arta kalan
Islak toprak kokusu
Ve camda soğuğa koşan
Sıcak hava buğusu...

Ezik Çilek

Eylül

İnce ince bir yağmur yağıyor karşı camda,
İçini boşaltıyor sanki gök yer yüzüne…

Topraklar suya hasret, geceler gündüzüne,
Suyun şakırtısında tüm şarkılar hüzzâmda.

Dökülürken yapraklar dalların hepsi gâmda,
Koşmaktayken yapraklar ağaçların dizine.

Ağıt yakar rahmeti göğün, yazdan güzüne,
Suyun camla sohbeti çınlamakta odamda.

Eylül’de olmasa da en azından rüyâmda
Bakmak isterdim uzun uzun kahve gözüne.

İnce ince bir yağmur yağıyor karşı camda,
İçini boşaltıyor sanki gök yer yüzüne…

Ezik Çilek

Ayak İzinde

Hiç farkımız olmasın yârim, birbirimizden,
Ne dert varsa sende aynısı bende olsun!
Yanımızdan sel gibi, zaman, akıp giderken
Senin yüreğin bende, benimki sende olsun!

Dağların üzerinde gezen bulutlara bak
Yemyeşil ağaçlara, masmavi gökyüzüne…
Gök kadar sonsuz sevgim, bulutlar kadar berrak
Karışırken yüreğim ayağının izine...

Ezik Çilek