Blog Kardeşliği

Bir Teşekkür...

Sadece ve sadece yüreğimin sesini dinlediğim ve bunu sizlere aktarmaya çalıştığım naciz blogumu teşrif ettiğiniz için teşekkürlerimi arzetmeyi üzerime bir vazife bilirim. Var olun!

24.12.07

Med-Cezir

Hasretin derin izler açmış gönül hânemde,
Sende eşsiz bir gülüş, bende ıslanmış göz var.
Aşkla çentik attığın şu yaralı sînemde,
Mahkeme-i kübrâya saklanmış bir çift söz var.

Ruhumun çöllerinde yalınayak dolaşsan,
Duysam billur sesini tenimde ürpererek...
Ceylan gibi sekerek yüce dağları aşsan,
Can verse yüreğimde şu zehirli ergenek...

Karşıma geçip gülsen, yanıp tutuşur kalbim,
Titrek bir mum alevi gibi heyecanlanır.
Düşen yapraklarına ağlayan dal gibiyim,
Mâzimde kalmış ölü hâtırâlar canlanır.

Biliyorum, eskisi gibi olmaz hiçbir şey,
Geçen zamanlar artık geri gelmeyecektir.
Çoktan rast makamından çalmaya başladı ney;
Ben vazgeçtim sevmekten, o sevmeyecektir.

Ezik Çilek

Dönüş Yolunda

Zaman, bir sevgiliye varan yollarda erir,
Bir su gibi, yollarda, damla damla tükenir.
Sende bırakmış idim ayrılırken kalbimi,
Sende bırakmış idim bütün istikbâlimi...
Ve dönnüyorum sana işte ey güzel şehir!

Kaç mevsim tutuşturdum gurbetin ocağında?
Kaç kışın ayazında, kaç yazın sıcağında
Derdinin sancısıyla hastalandım, kan kustum,
Erişirim diyerek yuttum kanımı, sustum
Bana da sine açar diyerek kucağında.

Sevdiklerim sendedir, sevmediklerim sende.
Yemyeşil parmaklıklı, masmavi kafesinde
Çıtımı çıkarmadan bir köşeye sinerim.
Dönüyorum, bana da yer ver ey güzel şehrim,
Dönüyorum, ruhumu yakmak için nefsinde!

Ezik Çilek

26.6.07

Ben, Eski Ben Değilim!

Ben yoksam hayalinde canımdan çok sevdiğim,
Soluduğum hasretin ateşi yaksın seni!
Mecnunca sevdim seni, daha da seveceğim;
İstemiyorum fakat artık bana gülümsemeni.

Kendisiyle baş başa kalmış mahzun bir derviş
Nasıl soyutlanırsa şu yalancı dünyadan,
Bana bir kere bile bir tebessüm vermemiş
Aşkından kaçacağım hiç haberin olmadan.

Sanacaksın ki, “senin için atan bir kalp var
Yüce dağlar ardında ve sensiz yaşayamaz!”
Sanma ki şimdi Eyüp sabırlıdır aşıklar,
Sanma ki karda gezer gelmek üzereyken yaz.

İkindi güneşinin akşama koşmasından
İbret alamıyorsan yazık sana sevgilim!
Yanımızdan su gibi akıp giderken zaman
İyice bil ki artık ben eski ben değilim!

Ezik Çilek

10.5.07

Bir Bahar Günü

Şehrin iğreti kaldırımlarında
Ellerim cebimde dolanıyorum.
Üstüme üstüme geliyor evler,
İçim sıkılıyor, bunalıyorum.
Ben sadece, bir damlacık huzur arıyorum
Şehrin düzensiz kaldırımlarında…

İçimden eve kapanmak gelmiyor,
Beni kollarına çağırıyor bana,
Evde tavanlar üzerime çöküyor.
Çoktandır yeşile hasretim;
Yeşile, kırmızıya, pembeye, maviye…
İçimden evde durmak gelmiyor.

Oysa çiçek yağmıştır şimdi
Memleketimin dağ yamaçlarına.
Dereler coşkuyla akmaktadır
Mahpushaneden kaçan mahkum gibi.
Senin de çiy düştü mü saçlarına?
Belki de çiçek yağmıştır şimdi.

Ezik Çilek

8.5.07

Yemin

Birdenbire sevdim seni güzelim,
Görür görmez, ilk bakışta... Oysa ben
Artık sevmemeye yemin etmiştim.
Nasıl durabilir insan sevmeden?

O akşam gözlerin güneşçesine
Karanlık dünyama doğuvermişti.
O akşam tabiat gözüm önüne
Tüm güzelliğini serivermişti.

Aradan nasıl da geçti onca gün,
Nasıl sabretmişim böyle gurbete?
Bu yaz ortasında olursa düğün
Veda edeceğiz mel'un hasrete.

Birdenbire sevdim seni güzelim,
Görür görmez, ilk bakışta... Oysa ben...
Ve bir ömür boyu -yemin ederim-
Usanmayacağım seni sevmekten.

Ezik Çilek

1.5.07

İş'te Gurbet

Tatlı bir busesiyle uyanırım seherde
Bir kuş yuvası kadar hoş gamzeli hanımın.
Gömülürüm yastığa hepten, kalkacak yerde;
Evden çıkmak istemem, keyfi olmaz canımın.

Sabahları güneşe göz kırpar ve düşerim
Nihayeti gurbete uzanan şu yollara.
Yollarda şekillenir duygularım, düşlerim...
Yollarda meydan okur aşık gönlüm yıllara.

On iki saat ayrı kalmak saadetimden,
On iki derin yara açar kısa ayrılık.
Bir yalnızlık sarmalar kalbimi istemeden
Ve parçalar akrebin kuyruğundaki kıymık.

Gözümde tüter evde beni bekleyen karım;
Bir gülüşü dünyamın ışımasına yeter!
Boynuma atlayacak eşikte çocuklarım,
Her akşam iş dönüşü bir hasret daha biter.

Ezik Çilek

22.3.07

Kahr-ı Sabit

Düş yakamdan gurbet,
Bırak peşimi ayrılık;
Bu gönül sizsiz de yaşar!
Ey beşik kertiğim hasret
Nedendir bu yalnızlık,
Nedendir gözümdeki yaşlar?

Niçin bu tufan ey sevda,
Niçin mutluluk uzağımda?

Yollar! Tükenmezsiniz siz, niçin?
Yol gösterin bana ey bulutlar!
Vurmayın sineme dağlar, vurmayın
Yeniden aşık olabilmem için,
Henüz tükenmedenumutlar
Kımıldayın yerinizden, durmayın!

Niçin açmaz oldun ey nazlı gül,
Kim susturdu seni ey bülbül?

Ezik Çilek

19.3.07

Davetiye

Davetiye göndermişsin dün bana,
O beyaz zarf ölüm fermanım oldu.
Dün bir başka gözle baktım cihana,
Aldığım her nefes düşmanım oldu.

Gözlerim her gece ıslanıyorken,
Başk bir koyuna gireceksin sen.
Düşündükçe aklım oynar yerinden,
Bu ten dünden beri zindanım oldu.

Yetişir çektiğim, artık yetişir
Gönül hasretinle ölmek üzredir.
Az önce içtiğim üç yudum zehir
Azrail'im değil, dermanım oldu.

Ezik Çilek

23.2.07

Kapı

Tanıştığımız gün belliydi hıncı,
Saplanırdı yüreğine bir sancı.
Derdi "şimdi neden geldi yabancı?";
Beni sana zorla bağlardı kapın.

Mercan gibi seni göze sermezdi,
Ne kadar yalvarsam hiç göstermezdi.
Bir aşılmaz dağdı, geçit vermezdi.
Yakardı gönlümü, dağlardı kapın.

O sana yakındı, bense uzaktım;
Fakat temiz sevdasına tuzaktım.
Herhalde en çok ben canını yaktım,
Can bulsa ölmemi sağlardı kapın.

Sezmişti gelinlik giyeceğini,
El atına binip gideceğini.
Ne bilsin böyle seveceğini?
Bilirdim, sessizce ağlardı kapın.

Sakın kızma ona, üzme garibi!
O, içten ve kutlu aşkın sahibi.
Yükseklerden düşen çağlayan gibi,
Ah, bir dile gelse çağlardı kapın.

Ezik Çilek

21.2.07

İfade-i Meram

Siz, beni tanıyanlar, kaç kişiyseniz,
Anlamadınız beni hiçbiriniz.
Cemre düşer âleme, cihan ısınır,
Havaya düştü sanırsınız, toprağa, suya...
Oysa kalbime inmiştir,
Siz habersizsiniz...
Süt liman bir deniz gibi görürsünüz beni,
Sessiz, sakin, bütün kaygılardan uzak zannedersiniz.
Faylar kırılır gönlümde
Volkanlar patlar, lavlar fışkırır;
Siz görmezsiniz.
Kafamın içinde bir değirmen...
Beynimi öğütür yalnızlık suyuyla,
Yokluk gayyasında boğulmak üzereyim,
Aklımı başımdan atmak isterim.
Izdırabımı bir ben bilirim
Bir de Allah bilir.
Siz bilmezsiniz.
Siz, beni tanıyanlar, kaç kişiyseniz,
Anlamadınız beni hiç, biriniz.

Ezik Çilek

Son Arzu

Tutsan avuçlarında gönlümü âfitâb'ım,
Yakmak için değdirsen dudağını, kavursan!
Atsan havaya birden ey biricik mehtâb'ım,
Bin parça etmek için saçlarını savursan!

Ezik Çilek

Bir Ayrılık Gecesi

Sevgilim, senden uzak kaldım, zaman geçmiyor,
Bir dakika içinde bir asır yaşıyorum.
Geceleri yüreğim "çekeceğin çok!" diyor,
Ben rüyalarda bile hep kahır taşıyorum.

Sevgilim, sende buldum kendimi, sende buldum,
Aşkı sende tanıdım, ayrılığı hep sende...
Sende yandım, eridim ve ben sende kayboldum,
Hep seni görür oldum baktığım her desende.

Sevgilim, kaderime yazılmamış isen
Şu andan itibaren bu canımda olayım.
Ne olurdu bir gece çıkıp yanıma gelsen,
Ne olursun güzelim, gel, kurbanın olayım.

Ezik Çilek

Söyle Nargilem

Neden böyle dumanlı başın, söyle nargilem,
Senin de mi kalbini ateşlerde yakan var?
Neden dilinden eksik olmaz ezelden elem,
Seni de mi yâr için yardan yara atan var?

Neden ipince kaldın bir kuru dal misali,
Neden böyle çılgınsın, neden böylesi deli?
Közünden arta kalan daha sıcacık külü
Senden de mi kıskanıp rüzgâra bırakan var?

Şişende su kalmamış, gamla dolusun yine.
Aşktan başka verecek şeyin yok içenine.
Kim pişman etti seni dünyaya geldiğine,
Seni de mi zevk için vefasıza satan var?

Neden böyle dertlisin, söyle nargilem!

Ezik Çilek

2.2.07

Ortak Cenazemiz: Toplumsal Müsamaha

Cemil Meriç, yıllar öncesinden ‘istikbale yolladığı bir mektubu’nda şöyle diyordu:
“Zavallı şair... Bülbül hamûş, havz tehî, gülsitan harâb diye inliyordu. Ne bülbül kaldı, ne havz.
Toplum zıvanadan çıkmış. Cinayet cinayeti kovalıyor. Akıl susmuş ve mefhumlar cehennem! Bir raks içinde tepinip duruyor. Sloganlar yönetiyor insanları. İdeolojiler yol gösteren birer harita değil, idrâke giydirilen deli gömlekleri. Aydın dilini yutmuş; namlular konuşuyor. Bir kıyametin arifesinde miyiz acaba? Dünyayı Şeytan mı yönetiyor? Düzeni büyücüler mi bozdu? Bu kördüğümü çözecek İskender nerede?”
***

Beğenilmeyen fikirlerin susturucusu cevap verebilen, taze ve uzun soluklu fikirlerdir, silah değil. Bir fikri ileri süren kişinin vücudunu imha etmek, o fikrin ardından gönüllü yürüyen diğer kişilerin zihinlerine kumanda etme imkânını vermez. Bunun farkına varmayanlar için Türkçenin onca sıfatları arasından bir kelime kullanmak gerekse, “alelâde bir cani”den başka daha müsait bir sözcük bulunabilir mi, bilmiyorum. Alelâde, alçak, aşağılık, vs… ama cani…

Türkiye, abdestin emin olmayan bir kişinin namazdaki hâli gibi tereddüt içerisinde. Buhranlar yaşıyor, krizler içinde çırpınıyor, aklını kaçırıyor.

“Çöküş her medeniyetin önüne geçilmez alınyazısı. Bunun temel sebeplerinden biri şu: Her kültür, insanlığın büyük değerlerinden bir veya birkaçını gerçekleştirir. Yunan medeniyeti ‘güzel’i yaratır; Roma “hukuk”u, Sâmi medeniyetinin katkısı “din”. Çin, ‘faydalı’yı gerçekleştirir. Hind’in insanlığa armağanı ‘hayal’ ile ‘tasavvuf’, Avrupa medeniyetinin ‘ilim’. Meriç’in, “Umrandan Uygarlığa” adlı eserinde kendisinden alıntı yaptığı Danilevsky “Avrupa ve Rusya”sında böyle diyor. Eksik kalan tarafı Osmanlı... Bünyesinde yani Devlet-i ebed-müddetinin bir ucundan diğer ucuna kadar sergileyerek Osmanlının insanlık tarihine hediye ettiği mücessem kavramlardan biri ve belki de birincisi, ‘müsama’hadır.
17 yaşındaki bir genci, eli silahlı bir terminatör yapan çevrenin suçunun bedelini, bütün bir milletin ödemesi mi gerekir? Evet, gerekir. Çünkü o çevre; yalnızca deniz kıyısındaki bir şehir değil, aynı zamanda politikacılarından medyasına, işçisinden memuruna, imamından hahamına kadar, bu topraklar üzerindeki her nefes alıp veren nefsin ve kendini geleceklerimiz olan çocuklarımızın yapacaklarından mesul olduğunun farkından olmayan bir çevredir. Şiddeti, makyavelizmin devlet idaresinde kullandığı mantıktan yola çıkarak sokaklara indiren önderlerin günahı büyük. Devletin ekonomisine zarar veren vergi kaçakçılarının değil, devlete fikirleriyle zarar veremeyecek insanların çarşaf çarşaf listesini vererek, ihanet-i vataniyeyi ağızlarda sakız yaparak, niyet sorgulayarak deli kanlı gençlerin akl-ı selîmlerini yitirerek kendi vicdanlarımızda tamiri mümkün olmayan derin yaralar bırakan bizleriz! Dinin yerini almaya çalışan herhangi bir düşünce sistemi, temelinde dinden daha sağlam bir otokontrol ya da iç disiplin getiremiyorsa, varacağı yegâne nokta ahlâksızlığın götüreceği nokta ile aynıdır. Zira din, her şeyden evvel bir ahlâk nizamıdır.

İnkırazın eşiğinde oyalanmakta olan memleketimizin bu hâli, insanlar için vahy edilmiş bir mükemmelden modern asırda tabiat kanununa geçmek isteyişin neticesidir. Aydınlanma Çağının ilah yerine bilimi oturtma tecrübesinin en katî ve kestirme cevabıdır.

31.1.07

Oyuncak

Laf gelmesin diye çektiğim çile
Pişmiş tavuğun başına bile
Gelmemiştir,
Çıkmasın diye kötüye adım .
Çok düşündüm, anlayamadım,
Bu nasıl iştir?

Elini tutmak istesem, tutamam,
Şöyle gönlümce sarılamam:
"Bir gören olacak!"
Demek ki fertler hür değildir,
Cemiyeti eğlendirir
Bir oyuncak.

Unutmak İçin

Bildik hüzünler alır götürür sevdalara,
Şaşkın şakın dururum kıyısında gecenin.
Huzursuz saatlerde yüreğim volta atar,
Hep seni düşünürken unutabilmek için.

Ezik Çilek

Mehtapta

Ben de susardım elbet cüssem sen'ce olsaydı
İçten içe sessizce çalkalanan ey deniz!
Niçin parçalandınız, sizi göğe kim yaydı
Yıldızlar! gündüzleri, söyleyin, nerdesiniz?

Ezik Çilek

Fırtınalar

Ayrılırken elime tutuşturduğun mendil
Gözümden sızan yaşla sırılsıklam oluyor.
Sensiz geçen vakitler neden böylesi bencil?
Sen yanımda yok iken gönlüme kan oluyor.

Kalbimin köşesinde bir hisli türkü çalar;
Dem vurur sevdalardan, gurbetten, ayrılıktan.
Sana gelmek için mi kopar şu fırtınalar?
Sana gelmek için mi sıyrılır yalnızlıktan?

Kavuşmak masallarda oluyormuş sadece,
Mutlu sonlar yalnızca efsanelerde imiş.
Ağlayan gözlerime uyku vermeyen gece
Sabaha erişmeden, gördüm, nasıl geçermiş.

Ayrılırken elime tutuşturduğun mendil
Gözümden sızan yaşla sırılsıklam oluyor
Pencerene vuran yel benden uzakta değil,
Her gece yüreğimde fırtınalar kopuyor.

Ezik Çilek

O Şehir

Neden bilmiyorum,
O şehre gitmek istiyorum.
Sis karışırken karanlıklara,
Uykusu bölünmüş soğuk bir gecede
Seninle can verip şarkılara
Gitmek istiyorum o şehre.
Caddeleri ışıklı değildir belki
İstanbul gibi.
Belki de korku geziniyordur
Kara sokaklarında,
Yapraklar ürkekçe yer arıyorlardır
O şehrin buz gibi kaldırımlarında.
O şehre gitmek istiyorum.
Neden, bilmiyorum.
Sanki bir aydınlık saracak içimi,
Şuh güllerini seyrederken sarhoş bahçelerinin
Hülyalara dalıp gideceğim sanki
Güneşine tutunup o şehrin.
İstasyonlarda terkedilmiş ümitler
Heyecan verir mi artık hatıralara?
Henüz içimdeyken şimdiki vakitler
Daha kavuşmamışken mazî sîgasına
Neden bilmiyorum,
O şehre gitmek istiyorum.

Ezik Çilek

Perişanım

Kalbimin içinde ateş
Ve ateşin içinde ben.
Her sabah yükselen güneş
Bir parçadır yüreğimden.

Şu saçlarıma düşen kar
Senden bahsetmekte bana.
Yağan yağmur, esen rüzgâr
Gönlümü taşıyor sana.

Perişanım, perişanım...
Perişanım gecelerde.
Ben aklımı bırakmışım
Seni bıraktığım yerde.

Sana değildir güzelim
İsyanım mesafeyedir.
Senin ile benim ezelim,
Ebedim senin iledir.

Kalbimin içinde ateş
Ve ateşin içinde ben.
Her sabah yükselen ateş
Bir parçadır yüreğimden.

Ezik Çilek

Alışamadım

Seni rüyamda görürsem
Korkarsın diye karanlıklardan
Işıkları açık bırakıyorum.
Alışamadım yokluğuna senin,
Bir türlü alışamadım.
Nefesim kesiliyor ara sıra
Nabzımda kösler çalınıyor,
Gözlerim yaşarıyor, kalbim sızlıyor...
Yollarda bıraktığım zihnimi
Zaman denen kurt kemiriyor.
Sensizliğin gölegeleri düşüyor aynama,
Görünmez bir el tutup saçlarımdan
Bir duvardan ötekine vuruyor.
Kaya gibi ömrtülüyor yorganlar üzerime,
Yastıklar, senli vakitlerimin sensiz mezartaşları...
Bir hatıra seli boşalıyor rüyalarıma,
Her gece böyle kabuslardayım artık,
Oysa fikrim uyanık, gözüm açık...
Ve birkaç damla sahipsiz gözyaşları
Damlamakta her baktığım yere.
Nereye dönsem ayrılık,
Ne yana haykırsam yalnızlık...
Alışamadım yokluğuna senin,
Bir türlü alışamadım.

Ezik Çilek

Geçtim

Aşkına susadım da erişmek için sana
Çöllerden ovalara sarılıp bir destana
Başları bulutlara değen dağlardan geçtim.
Kimse görmesin diye şu perişan halimi
İnsanın olmadığı kadim çağlardan geçtim.

Kendimi aslanlarla, ceylanlarla bir buldum,
Ölümü göze aldım, ölümlerden kurtuldum.
Kuruşmuş tuzaklardan, çelik ağlardan geçtim.
Yırtıcı bir kartalın pençesine sokuldum,
Bağrında siyah güller açan bağlardan geçtim.

Ezik Çilek

25.1.07

Hatıra Rüzgârları

Bir rüzgâr süzülüyor aralık perdelerden,
Havaya bıraktığın kokunu getiriyor.
Bir bir çıkıp gelirken hatıralar defterden,
Gönlüm ayazda kalmış bir yaprak gibi titriyor.

Nisyanın merhametsiz kucağına düşmüşüm,
Kurtulmak mümkün değil, biliyorum, imkânsız.
Hâlâ dudaklarımda o utangaç öpüşün,
Ve hâlâ hatırımda o gidişin, apansız.

Çâresiz değilim ben, sana muhtaç değilim;
Gerekirse bir kurşun sıkarım yüreğime.
Kurtulur geceleyin sayıklamaktan dilim,
Bir kez ölürüm, her gün bin kez öleceğime.

Seni düşünüyorum nisyanın kucağında
Gönlüm ayazda kalmış yaprak gibi titrerken.
Tutuşur kalbim birden hatıra ocağında
Aralık perdelerden bir rüzgâr süzülürken…

Ezik Çilek

Delilik

Kimliğimi kaybettim,
Hükümsüzdür!
Esirin olmakla hürriyetim
Ölümsüzdür.

Yaşanmış zamanlarım
Geri gelebilseydi,
Yine sana bırakırdım
Baştanbaşa benliğimi.

Kaybettim kimliğimi,
Seni sevdiğim gün.
Avucundaki yüreğimi,
Dikkat et, düşürürsün.

Bir bakarsın vazgeçerim,
Deli gibi sevmekten seni…
Ne zaman k içerim
Ölümün şerbetini.

Hafiften çıldırıyorum
Sen yanımda olmayınca,
Biliyorum saçmalıyorum
Ellerini tutmayınca.

Dedim ya güzelim,
Mevsimlerden güzdür.
Kimliğimi kaybettim,
Hükümsüzdür!

Ezik Çilek

Sorular

Bu sabah güneş doğmak için hazırlanırken
Düşüverdim yollara. Vakit erken mi erken…
Daha kuşlar uykuda, horozlar uyanmamış,
Daha bir evin bile ışıkları yanmamış.
Yalnız ben varım sanki dünyada nefes alan,
Bir de mahmurluğum var geceden arta kalan.
Semada ak bulutlar bilinçsiz dolaşıyor,
Toprakta ayakları caddeleri aşıyor.

Niçin koyuldum yola, bilemiyorum, niçin?
Belki de yüreğimle baş başa kalmak için.
Bilmiyorum, bildiğim ruhum huzurlu işte;
Sarhoş rüzgâr gönlümün sesine ses verişte
Çok tatlı bir ürperiş sarıyor vücudumu.

Belki de sokaklarda bulurum umudumu.
Yapraklar cevap verir belki sorularıma
-Her gece uyutmayıp giren uykularıma-.

Sahil kıyılarına götürdü şuuraltım.
Şu deniz kadar gamsız olsaydım keşke ben de!
Tuttum, yerden taş alıp dalgalara fırlattım.
İki kere sekti taş, saydım, suyun üstünde.
Yutuverdi minicik varlığı bünyesinde.

Zihnim kemiriliyor tükenmeyen ye’sinde.
Yalnızlığa daldıkça ben’i kaybediyorum.
Kendimi kaybettikçe yalnızım, gidiyorum.

Hem elimde değil ki soruları boş vermek,
Her yanıtsız suale bir cevap bulmak gerek.
Tepemde kanat çırpan şu kuşlara mı sorsam?
Kim rahata erdirir damarına basarsam?


“Niçin aşık oluruz, neden seviyoruz biz?
Sebep ne ki sürekli acıla içindeyiz?
Sevgisiz yaşayamaz insanlar, kabul, lâkin
Neye yarar tuz ekmek yarasına yüreğin?
Zevk vermiyorsa aşk, haz bunun neresinde?
Yoksa zevkler midir hep ızdırabın içinde?
Mazoşizmden bir parça ise sevdalanmalar,
O hâlde neden yâre hadsiz hayıflanmalar?
Gam, keder istemiyorsan aşık olmamalısın,
Nasıl isterse gönül, bırak öyle yaşasın!
Demire şekil veren örs-çekiç değil midir?
Alevi yalamazsa nasıl bükülsün demir?”


Böyle uzayıp giden bir liste dimağımda
Cevapsız kaldı yine akşama kaldığımda.

Ayaklarım götürmüş beni. Sahi, nerdeyim?
Herhalde bir sonu yok, çileli seferdeyim
Güneş göz kırpıyorken bugün son kez dünyama,
Koşup kapanıverdim bekleyenim odama.

Ezik Çilek

24.1.07

Olmasa

Gönül seni gördüğü o ilk zamandan beri
Ayağı yerden kesik hercâî bir derbeder
Ve laftan anlamayan bir uslanmaz serseri.
"Ah bir de şu mesafeler olmasa!
Gerçi aşk çekilmez keder olmasa."

Nasıl ki göze alırsa uçmak için bir tırtıl
Kelebekçe ömrünün bir güne inmesini,
Gönül de istemiyor sensiz geçecek bin yıl.
"Bülbüle can veren güller olmasa,
Ah bir de şu mesafeler olmasa!"

Ezik Çilek

Ne Yazar

Düşmüşüm bir kere kara sevdaya,
Başa gelecei bilsem ne yazar?
Seni görmek için ben doya doya,
Saçımı başımı yolsam ne yazar?

Taş kesilmiş, soğuk gönüller bile
Aşk ile kavrulup gelirmiş dile
Giderken verdiğin beyaz mendile
Kanlı gözyaşımı silsem ne yazar?

Ezik Çilek

Ateşinle Gönlüm Yağmur Olur Gülüm

Ateşinle ısınsın diye buz kesmiş gönlüm
Ocak başına yatmış bir kedi gibi sersem
Ayak ucuna öyle sessiz uzanıversem,
Av peşinde koşturan aslan gibi yürekli
Kükrer ayrılıklara, ölümlere sürekli.
Kediler bazen böyle aslan kesilir gülüm!

Yağmur olup kar olup semadan inse gönlüm,
Sürünmekten kurtulan bir kelebek gibi hür
Saçının tellerinden yüreğine süzülür
Ve göklerin sultanı kartal gibi, durmadan,
Bırakmaz hedefini tam kalbinden vurmadan.
Her kelebek aslında biraz kartaldır gülüm!

Ezik Çilek

4.1.07

Uzaklar

Seni gördüm göreli sevdalıyım ben...
Aşk yanmaksa eğer patlamaya hazır bir volkanda
Bilmelisin ki seni gördüğümden beri
Yanmaya hazırım ben.
Biliyorum ki yalnız aşk var cihanda,
Biliyorum ki yanmak her sevdalı gönlün kaderi.

Uzaklar, uzaklar, uzaklar...
Ben ki mûnis bir figüranım hayatta,
Mûnis, boynu bükük, ezik, sevdalı...
Sadece uzaklara isyanım var;
yanında yanamadığım için ellerini tutup da.
Hâlim nezle olmuş bir bahçıvanın hâli.

Elbet kavuşur yollar birbirine,
Elbet uzaklar da yakınlara karışır.
Zaman geçer, acılar diner, buluşuruz.
Belki gözlerimi gözlerine verip, ellerimi ellerine
Birbirimize yanaşır,
Uzaklardan konuşuruz.

Ezik Çilek