Blog Kardeşliği

Bir Teşekkür...

Sadece ve sadece yüreğimin sesini dinlediğim ve bunu sizlere aktarmaya çalıştığım naciz blogumu teşrif ettiğiniz için teşekkürlerimi arzetmeyi üzerime bir vazife bilirim. Var olun!

23.2.07

Kapı

Tanıştığımız gün belliydi hıncı,
Saplanırdı yüreğine bir sancı.
Derdi "şimdi neden geldi yabancı?";
Beni sana zorla bağlardı kapın.

Mercan gibi seni göze sermezdi,
Ne kadar yalvarsam hiç göstermezdi.
Bir aşılmaz dağdı, geçit vermezdi.
Yakardı gönlümü, dağlardı kapın.

O sana yakındı, bense uzaktım;
Fakat temiz sevdasına tuzaktım.
Herhalde en çok ben canını yaktım,
Can bulsa ölmemi sağlardı kapın.

Sezmişti gelinlik giyeceğini,
El atına binip gideceğini.
Ne bilsin böyle seveceğini?
Bilirdim, sessizce ağlardı kapın.

Sakın kızma ona, üzme garibi!
O, içten ve kutlu aşkın sahibi.
Yükseklerden düşen çağlayan gibi,
Ah, bir dile gelse çağlardı kapın.

Ezik Çilek

21.2.07

İfade-i Meram

Siz, beni tanıyanlar, kaç kişiyseniz,
Anlamadınız beni hiçbiriniz.
Cemre düşer âleme, cihan ısınır,
Havaya düştü sanırsınız, toprağa, suya...
Oysa kalbime inmiştir,
Siz habersizsiniz...
Süt liman bir deniz gibi görürsünüz beni,
Sessiz, sakin, bütün kaygılardan uzak zannedersiniz.
Faylar kırılır gönlümde
Volkanlar patlar, lavlar fışkırır;
Siz görmezsiniz.
Kafamın içinde bir değirmen...
Beynimi öğütür yalnızlık suyuyla,
Yokluk gayyasında boğulmak üzereyim,
Aklımı başımdan atmak isterim.
Izdırabımı bir ben bilirim
Bir de Allah bilir.
Siz bilmezsiniz.
Siz, beni tanıyanlar, kaç kişiyseniz,
Anlamadınız beni hiç, biriniz.

Ezik Çilek

Son Arzu

Tutsan avuçlarında gönlümü âfitâb'ım,
Yakmak için değdirsen dudağını, kavursan!
Atsan havaya birden ey biricik mehtâb'ım,
Bin parça etmek için saçlarını savursan!

Ezik Çilek

Bir Ayrılık Gecesi

Sevgilim, senden uzak kaldım, zaman geçmiyor,
Bir dakika içinde bir asır yaşıyorum.
Geceleri yüreğim "çekeceğin çok!" diyor,
Ben rüyalarda bile hep kahır taşıyorum.

Sevgilim, sende buldum kendimi, sende buldum,
Aşkı sende tanıdım, ayrılığı hep sende...
Sende yandım, eridim ve ben sende kayboldum,
Hep seni görür oldum baktığım her desende.

Sevgilim, kaderime yazılmamış isen
Şu andan itibaren bu canımda olayım.
Ne olurdu bir gece çıkıp yanıma gelsen,
Ne olursun güzelim, gel, kurbanın olayım.

Ezik Çilek

Söyle Nargilem

Neden böyle dumanlı başın, söyle nargilem,
Senin de mi kalbini ateşlerde yakan var?
Neden dilinden eksik olmaz ezelden elem,
Seni de mi yâr için yardan yara atan var?

Neden ipince kaldın bir kuru dal misali,
Neden böyle çılgınsın, neden böylesi deli?
Közünden arta kalan daha sıcacık külü
Senden de mi kıskanıp rüzgâra bırakan var?

Şişende su kalmamış, gamla dolusun yine.
Aşktan başka verecek şeyin yok içenine.
Kim pişman etti seni dünyaya geldiğine,
Seni de mi zevk için vefasıza satan var?

Neden böyle dertlisin, söyle nargilem!

Ezik Çilek

2.2.07

Ortak Cenazemiz: Toplumsal Müsamaha

Cemil Meriç, yıllar öncesinden ‘istikbale yolladığı bir mektubu’nda şöyle diyordu:
“Zavallı şair... Bülbül hamûş, havz tehî, gülsitan harâb diye inliyordu. Ne bülbül kaldı, ne havz.
Toplum zıvanadan çıkmış. Cinayet cinayeti kovalıyor. Akıl susmuş ve mefhumlar cehennem! Bir raks içinde tepinip duruyor. Sloganlar yönetiyor insanları. İdeolojiler yol gösteren birer harita değil, idrâke giydirilen deli gömlekleri. Aydın dilini yutmuş; namlular konuşuyor. Bir kıyametin arifesinde miyiz acaba? Dünyayı Şeytan mı yönetiyor? Düzeni büyücüler mi bozdu? Bu kördüğümü çözecek İskender nerede?”
***

Beğenilmeyen fikirlerin susturucusu cevap verebilen, taze ve uzun soluklu fikirlerdir, silah değil. Bir fikri ileri süren kişinin vücudunu imha etmek, o fikrin ardından gönüllü yürüyen diğer kişilerin zihinlerine kumanda etme imkânını vermez. Bunun farkına varmayanlar için Türkçenin onca sıfatları arasından bir kelime kullanmak gerekse, “alelâde bir cani”den başka daha müsait bir sözcük bulunabilir mi, bilmiyorum. Alelâde, alçak, aşağılık, vs… ama cani…

Türkiye, abdestin emin olmayan bir kişinin namazdaki hâli gibi tereddüt içerisinde. Buhranlar yaşıyor, krizler içinde çırpınıyor, aklını kaçırıyor.

“Çöküş her medeniyetin önüne geçilmez alınyazısı. Bunun temel sebeplerinden biri şu: Her kültür, insanlığın büyük değerlerinden bir veya birkaçını gerçekleştirir. Yunan medeniyeti ‘güzel’i yaratır; Roma “hukuk”u, Sâmi medeniyetinin katkısı “din”. Çin, ‘faydalı’yı gerçekleştirir. Hind’in insanlığa armağanı ‘hayal’ ile ‘tasavvuf’, Avrupa medeniyetinin ‘ilim’. Meriç’in, “Umrandan Uygarlığa” adlı eserinde kendisinden alıntı yaptığı Danilevsky “Avrupa ve Rusya”sında böyle diyor. Eksik kalan tarafı Osmanlı... Bünyesinde yani Devlet-i ebed-müddetinin bir ucundan diğer ucuna kadar sergileyerek Osmanlının insanlık tarihine hediye ettiği mücessem kavramlardan biri ve belki de birincisi, ‘müsama’hadır.
17 yaşındaki bir genci, eli silahlı bir terminatör yapan çevrenin suçunun bedelini, bütün bir milletin ödemesi mi gerekir? Evet, gerekir. Çünkü o çevre; yalnızca deniz kıyısındaki bir şehir değil, aynı zamanda politikacılarından medyasına, işçisinden memuruna, imamından hahamına kadar, bu topraklar üzerindeki her nefes alıp veren nefsin ve kendini geleceklerimiz olan çocuklarımızın yapacaklarından mesul olduğunun farkından olmayan bir çevredir. Şiddeti, makyavelizmin devlet idaresinde kullandığı mantıktan yola çıkarak sokaklara indiren önderlerin günahı büyük. Devletin ekonomisine zarar veren vergi kaçakçılarının değil, devlete fikirleriyle zarar veremeyecek insanların çarşaf çarşaf listesini vererek, ihanet-i vataniyeyi ağızlarda sakız yaparak, niyet sorgulayarak deli kanlı gençlerin akl-ı selîmlerini yitirerek kendi vicdanlarımızda tamiri mümkün olmayan derin yaralar bırakan bizleriz! Dinin yerini almaya çalışan herhangi bir düşünce sistemi, temelinde dinden daha sağlam bir otokontrol ya da iç disiplin getiremiyorsa, varacağı yegâne nokta ahlâksızlığın götüreceği nokta ile aynıdır. Zira din, her şeyden evvel bir ahlâk nizamıdır.

İnkırazın eşiğinde oyalanmakta olan memleketimizin bu hâli, insanlar için vahy edilmiş bir mükemmelden modern asırda tabiat kanununa geçmek isteyişin neticesidir. Aydınlanma Çağının ilah yerine bilimi oturtma tecrübesinin en katî ve kestirme cevabıdır.