Bu sabah güneş doğmak için hazırlanırken
Düşüverdim yollara. Vakit erken mi erken…
Daha kuşlar uykuda, horozlar uyanmamış,
Daha bir evin bile ışıkları yanmamış.
Yalnız ben varım sanki dünyada nefes alan,
Bir de mahmurluğum var geceden arta kalan.
Semada ak bulutlar bilinçsiz dolaşıyor,
Toprakta ayakları caddeleri aşıyor.
Niçin koyuldum yola, bilemiyorum, niçin?
Belki de yüreğimle baş başa kalmak için.
Bilmiyorum, bildiğim ruhum huzurlu işte;
Sarhoş rüzgâr gönlümün sesine ses verişte
Çok tatlı bir ürperiş sarıyor vücudumu.
Belki de sokaklarda bulurum umudumu.
Yapraklar cevap verir belki sorularıma
-Her gece uyutmayıp giren uykularıma-.
Sahil kıyılarına götürdü şuuraltım.
Şu deniz kadar gamsız olsaydım keşke ben de!
Tuttum, yerden taş alıp dalgalara fırlattım.
İki kere sekti taş, saydım, suyun üstünde.
Yutuverdi minicik varlığı bünyesinde.
Zihnim kemiriliyor tükenmeyen ye’sinde.
Yalnızlığa daldıkça ben’i kaybediyorum.
Kendimi kaybettikçe yalnızım, gidiyorum.
Hem elimde değil ki soruları boş vermek,
Her yanıtsız suale bir cevap bulmak gerek.
Tepemde kanat çırpan şu kuşlara mı sorsam?
Kim rahata erdirir damarına basarsam?
…
“Niçin aşık oluruz, neden seviyoruz biz?
Sebep ne ki sürekli acıla içindeyiz?
Sevgisiz yaşayamaz insanlar, kabul, lâkin
Neye yarar tuz ekmek yarasına yüreğin?
Zevk vermiyorsa aşk, haz bunun neresinde?
Yoksa zevkler midir hep ızdırabın içinde?
Mazoşizmden bir parça ise sevdalanmalar,
O hâlde neden yâre hadsiz hayıflanmalar?
Gam, keder istemiyorsan aşık olmamalısın,
Nasıl isterse gönül, bırak öyle yaşasın!
Demire şekil veren örs-çekiç değil midir?
Alevi yalamazsa nasıl bükülsün demir?”
…
Böyle uzayıp giden bir liste dimağımda
Cevapsız kaldı yine akşama kaldığımda.
Ayaklarım götürmüş beni. Sahi, nerdeyim?
Herhalde bir sonu yok, çileli seferdeyim
Güneş göz kırpıyorken bugün son kez dünyama,
Koşup kapanıverdim bekleyenim odama.
Ezik Çilek