Bir Teşekkür...
Sadece ve sadece yüreğimin sesini dinlediğim ve bunu sizlere aktarmaya çalıştığım naciz blogumu teşrif ettiğiniz için teşekkürlerimi arzetmeyi üzerime bir vazife bilirim.
Var olun!
Beş farklı dünya var
Aynı evin içinde kurulan...
Saçları ağarmış babamın
Fark etmemişim.
Ömür boyunca çalışmanın
Kemiklerini çatırdatmasını duymamışım.
Omuzlamış bir dağ gibi hayatın yükünü,
Çekmiş her derdin büyüğünü, küçüğünü,
Söylemeden saklamış sinesine.
Saçları ağarmış babamın
Fark etmemişim.
Gözlerinin akının gittiğini annemin
Görmemişim.
Elinde çelik tığıyla ve yazma oyasıyla
Dilinden düşürmediği duasıyla
Elinden düşürmediği tesbihine sarılır
Ve kendinden çıkanlar için hıçkırır.
Ağlamaktan mı oyadan mı bilmem fakat
Gözlerinin akının gittiğini annemin
Görmemişim.
Sırlarını nakışlara söylediğini ablamın
Bilmemişim.
Kara yağız bir ata binmiş nasibini beklerken
Hayal aleminde sırça köşklerde gezinmiş.
Bacası sevgiyle tüten içi sıcacık iki göz bir ev
Ve iki melek yavrudan başka bir şey
İstemezmiş Mevlâ'sından.
Sırlarını nakışlara söylediğini ablamın
Bilmemişim.
Sigaraya başladığını kardeşimin
Anlamamışım.
Üniversitede kavgalara giriştiği gün
Yenilmiş imtihanına karşı okumanın.
Ekmeğine sarılacağı yerde bir an evvel
Ekmek bıçağını tutmuş elleri;
Hâlâ esmekte başında kavak yelleri.
Sigaraya başladığını kardeşimin
Anlamamışım.
Fark etmeden, görmeden, bilmeden, anlamadan ben
Sevdanın dipsiz kuyusuna düşmüşüm.
Göğüs kafesimde çırpınan kuşun kanat seslerini
Bir çağrı zannetmişim mâverâdan,
Â'râf'ta sıkışıp kalmışım.
Gül yüzlü çocukların gözyaşlarında kaybolmuşum.
Gün doğmak üzereyken Sarıfasıl yollarına
Fark etmeden, görmeden, bilmeden, anlamadan ben
Sevdanın dipsiz kuyusuna düşmüşüm.
Aynı evin içinde kurulan
Beş farklı dünya var...
Ezik Çilek
Hangi gün gördüm ki son bulmayıp akşâm olmamış,
Hangi gül gördüm ki açmış da nihâyet solmamış?
Bu cihânın tek değişmez kâidesiymiş ölüm;
Hangi can gördüm ki bir gün melekü’l-mevt almamış?
Ezik Çilek
Onbir sene geçmiş, daha kaç yıl geçecek,
Kaç yıl daha böyle zaman âtıl geçecek?
Ey falcı ne söyler sana el-kahve falı,
Bir bak, gelecek, sevgide nasıl geçecek?
Ezik Çilek
Çok darbe yedim gönlüme aşkından usandım,
Esrârını söyler diye Hak, kaç kere yandım.
Sevdâ denilen his yine yer buldu gönülde,
Hâlbuki nihayet bitecek dertleri sandım.
Ezik Çilek
Haliç'in kıyısında, Eyüp'ün yamacında,
Mavi ile yeşilin ortasında kaldığım
Cinnete kapıldığım tefekkür ağacında
Cennet râyihâsıydı kokusunu aldığım.
İster istemez dalar gözüm serviliklere,
İçersinde kim bilir kimleri saklar kubûr?
İster istemez kayar gönlüm maviliklere,
Yükselen dalgaların içinde midir huzûr?
Ezik Çilek
Uzun bir gurbetten dönmekteydim ben,
İstanbul karşımda kucak açmıştı.
Hüznü atmamışken henüz üstümden,
İstanbul yerlere yaprak saçmıştı.
İstanbul... gelmezdim, gelmeyecektim
İnsan değirmeni topraklarına.
Fakat adım atar atmaz vuruldum
Yoluma serdiğin yapraklarına.
Ezik Çilek
İki damla gözyaşı dökülse gözlerinden
İçimde tufan kopar ve kudurur bir deniz.
Biz bir elmanın iki yarısıyız, ikimiz;
İniltiler yükselir kalbimin bir yerinden
İki damla gözyaşı dökülse gözlerinden.
Dolaşır parmaklarım saçların arasında,
Ürkütmekten korkarak saçında biten gülü.
İnitmekten korkarak güle meftun bülbülü
Başının derin çukur bırakmış yastığında,
Dolaşır parmaklarım saçların arasında.
Ezik Çilek