Yetiş Ey Âfitâb!
Âfitâb’ım, sebeb-i saadet’im, narin gülüm…
Gönlümdeki hicran yarası günbegün depreşiyor. Çaresi malum olsa da ifası zor... Mesafeler hiç bu kadar uzamamıştı hayatımda. Sekiz saat ile sekiz ayın arasında sıkıştım kaldım. Birader’im, “Leyla ve Mecnun” kitabını almış, Hüsey’in Bayçöl’ün… İskender Pala’nınkini almasını temenni ederdim, okumasını tavsiye ettim de… Fakat iki dakika karşımda dursa, Mecnun’un neler çektiğini hâlimden anlayabilir, anlamak ne kelime bizatihi şahit olabilirdi… Heyhât, derunumda saklamak zorunda kaldığım his fırtınasını burnumdan bir nefesle kaçıracak olsam –maazallah- ortada ne dünya kalacak sanki, ne eflâk… Kıyamet saatinde de öyle değil mi zaten, sıcak bir nefesle ruhu teslim ve geride kalanlara büyük bir azap… İçimde her gün kıyametler kopuyor benim, ölüp ölüp diriliyorum. “Cüz’ü Lâ Yetecezzâ”m (parçalanmayan atomum) kalbimin en ücra köşesinden bütün bir vücuda yön ve talimat veren süveyda’m…
Ağustos sıcağının kavurduğu bedenler, güneşe lanet okuyorlar… Halbuki güneş bir ayna sadece, kalbimin sıcaklığını yansıtmaktan bile âciz bir su kütlesi... Aşkım hem var oluş hem yok oluş nedenim. Hasretimin kaynağı ve hasretime kaynak… Kuraklıkta can çekişen bostan sebzeleri gibi semaya dikilmiş, hararetimi söndürecek bir rahmete muhtacım: Vuslat…
Ârızın yâdiyle nem-nâk olsa müjgânum n’ola
Zâyi olmaz gül temennâsiyle virmek hâre su [Fuzuli]
Şair en azından kendi göz yaşıyla ıslanabiliyor. Ben ondan da acizim, yanık bir kor gibi bütün nemimi dışarı atmışım, tek bir damla yaş ile bahtiyar olacak kadar yokluktayım.
Yetiş!..
Ezik Çilek
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder